GENEL TÜRK TARİHİ
GENEL TÜRK TARİHİ

Genel TÜRK Tarihi hakkında en geniş kapasiteli Tarih sitesi...

SON YAZILAR
Menü
DOST SİTELER
DİĞER DOST SİTELER


    1 sayfadan 1 . sayfa
    geri |
    24/4/2007 - SONUÇ
    Bulundugu yer: 1-BOLUM 1
                                                                                        SONUÇ
     
    Batılılar ve bölücüler doğuda Kürtler'e toprak vermemizi, onların devlet kurmasını istiyorlar!..

    Bu devletin topraklarını kuzeyde Kars'a, Erzurum'a; güneyde Adana'ya kadar uzatıyorlar!... İran, Suriye ve Irak'tan alacakları topraklar ile neredeyse Türkiye'den büyük bir Kürdistan hayal ediyorlar!..

    Bu Kürdistan denize açılmış, Musul ve Kerkük petrollerine sahip Fırat ve Dicle'nin hakimi bir Kürdistan!.. Ve tabii Batı Avrupa'nın, Amerika'nın kuklası!..

    Böyle bir şeye asla izin verilemez!..

    Ama şöyle bir durup düşünelim... Eğer verseydik, sonuçları ne olurdu!...

    Eğer doğu ve güneydoğu Anadolu'daki illeri (ALLAH korusun!) verip te böyle bir Kürt devleti kurdursak; Doğu'da yaşıyan halkın çoğunluğunun böyle bir uygulamadan yarar görmiyeceği aşikardır!

    Önümüzde Kuzey Irak örneği vardır... Millet değil aşiret devri yaşıyan Kürtler, orada hâlâ birbirlerini boğazlamakla meşguller!... 1996'da bile durum böyleydi.

    Eğitimsiz ve devlet idaresinde tecrübesiz insanların, petrol kuyularından bile yararlanamadıkları bir ortamda, Kürtler'e ayrı devlet, halkın sefaletiyle sonuçlanacaktır!

    Kaldı ki, "Kürdistan" dedikleri Irak ve TÜRKİYE'deki bölgelerde yaşıyanların çoğu gene TÜRK'tür!.. Orayı "kürdistan" yapmak, onlara haksızlık olacaktır!..

    Üstelik böyle bir durumda, bugüne kadar kimsenin ses çıkartmadığı Güneydoğu Anadolu'dan batıya göç, artık ayrı bir devletleri olduğu için mümkün olmayacaktır.

    Yani bugün bölücülerin tabiri ile "kürdistan"da yaşıyanların bulunduğu ülkeye İstanbul, İzmir, Denizli, Antalya, Mersin, Adana, Trabzon, Samsun, Marmaris, Bodrum dahil!.. Oralara rahatça gidip gezebiliyorlar.

    Halbuki bir Kürdistan kurulursa bu ancak Hakkari, Batman, Şırnak, Bitlis ile sınırlı kalacak... Urfa, Gaziantep, Van, Diyarbakır'ı alabileceklerini sanıyorlarsa, aldanıyorlar!

    Üstelik böyle bir devlet kurabilmek için önce Türkiye'deki Kürtler'in gerçek sayısını, nerede yaşadıklarını ve gerçekten "kürdistan" isteyip istemediklerini tesbit etmek gerekir... Yani Türkiye'deki bütün Kürtler, İstanbul-İzmir-Adana-Ankara gibi yerlerde yaşıyanlar da dahil, belirlenecektir...

    Sonra da onlara "İstemiyor muydunuz?.. Alın size bir Kürt devleti kurduk... Hadi bakalım,şimdi hepiniz oraya!" denilecektir!

    Yani "kürdistan" ancak "batıya yerleşmiş Kürtler'in doğuya geri gönderilmesi"yle gerçekleşebilir ki, bunu da en başta Kürtler'in istemiyeceği muhakkaktır. Yeni bir devlet tartışması; Kürt olmayı, bu vatandaşlarımız için bir sıkıntı haline getirecektir.

    Yani, böyle bir gelişmeyi TÜRKLER'in kanları pahasına önlemeleri bir yana, Kürtlerin büyük çoğunluğu da karşı çıkacaklardır!..

    Nitekim 1991 seçimleri'nde, Erdal İnönü'nün DEP'le ittifak yapmasına ve bütün propogandaya rağmen bölge halkının %70'i "AYIRIMCILIĞA HAYIR" demişti!.. Ondan sonraki hiç bir seçimde de durum farklı olmadı!... Hatta bölücü oylar düştü!.. %4 seviyesine indi!
    Ne zamanki Avrupa Birliği Türkiye'nin tek amacı gibi gösterilmeye başladı, ne zamanki Mesut Yılmaz gibileri "Avrupa Birliği'nin yolu Diyarbakır'dan geçer" dedi, ve ondan Hıristiyan Batılı misyonerlere, ajanlara adeta Güneydoğu'da mesken sağladı, HEP-DEP-DEHAP bölücü partisinin oyları 5-7 civarına çıktı. Ama yine de %10 barajını aşamadı!.


    Bu sonuç şaşırtıcı gelmemelidir... Çünkü Güneydoğu Anadolu'nun nüfusunun büyük kısmı TÜRK'tür!.. Bölünmeye asla izin vermiyecektir!
    Artık herkesce bilinmeli ki, 500 yıldır "KÜRT" KAVRAMI BİR MİLLETİ DEĞİL; DAĞINIK (DAĞLI) GÖÇEBELİK ÖZELLİĞİNİ GÖSTERİR.

    DAĞINIK GÖÇEBELİĞİN, yani KONAR-GÖÇERLİĞİN İSE DEVLETİ DE, EDEBİYATI DA OLMAZ!.. Tıpkı Yürüklerin olmadığı gibi...

    Eğer GÖÇEBE TÜRKMENLERİN DEVLETİ, EDEBİYATI ve KÜLTÜRÜ var ise; bu, toplu ova göçebesi olmalarından, yerleşik düzene geçmelerinden, on kadar büyük devlet kurmalarından dolayıdır ki; bunlar arasında SELÇUKLU, OSMANLI, AKKOYUNLU, KARAKOYUNLU ve SAFEVİ devletleri vardır. (2Cool

    Bugün Kürt diye anılan kimseleri ayrı bir millet olarak düşünmek çok yanlıştır. Zira KÜRTLER, BİR ÇOK TÜRK OYMAĞININ BİNLERCE YILDAN BERİ BİRBİRİ ÜZERİNE YIĞILARAK KAYNAŞMASINDAN ORTAYA GELMİŞ BİR TOPLULUKTUR.

    KÜRTLER ARASINDA TÜRKLERİN HER BOYUNDAN, HER OYMAĞINDAN BİR PARÇA BULMAK MÜMKÜNDÜR!..

    URARTU döneminden sonra, AKKOYUNLULAR ve KARAKOYUNLULAR dönemine kadar bu bölgede bağımsız ayrı bir devlet kurulmamıştır. Bölgede yaşıyan insanların çok sarp ve dağlık bir arazide, birbirinden kopuk olarak yaşamaları ve yeni gelenlere karşı varlıklarını korumaya çalışmaları yüzlerce küçük oba meydana getirmiş, zamanla bunlar arasında dil ve din açısından da farklılıklar doğmuştur.

    Ancak inkâr edilemez bir gerçek vardır. Bu küçük gruplar daima SELÇUKLU, AKKOYUNLU, KARAKOYUNLU, OSMANLI, ve SAFEVİ gibi TÜRK devletlerinin bünyesinde ve huzur içinde yaşamışlardır.

    Kürt ayırımcıların iddialarının aksine, bu aşiretlerin ortak bir devlet-millet-edebiyat-tarih geçmişleri olmadığı için; "milletlerin kendi kaderlerini tayin hakkı"ndan söz eden Lenin, yüzbinlik topluluklara bile özerk bölgeler tanırken; Kürtlere bu hakkı vermemiştir.

    " Nasıl edeyim de Türkleri bin parçaya böleyim?" diye düşünen Stalin bile, böyle bir yaklaşıma girmemiştir.

    Kürt asıllı vatandaşlarımız, dağlık bölgelerde yaşıyan diğer topluluklar gibi sert mizaçlı, kendi içinde çok bölünmüş, birbirleriyle dahi sürtüşen; ama başka milletlerden daha çok, bize benziyen insanlardır.

    Kendilerine has özellikleri ise, bütün dağlık bölgelerde yaşıyan halklarda görüyoruz. 3 milyon nüfuslu Arnavutluk birbirine hasım 16 aşiretten meydana gelir. Bazen kendilerinden daha çok, biz Türkler'e yakındırlar. Kafkasya'da ise 10 kadar ayrı grup görülmektedir. Dağıstanlı, Çeçen, Çerkez, Abaza, Gürcü, Azeri, Mesket (Ahıska) ve daha niceleri hep dağlık çoğrafyanın ürünüdür.

    Bu insanları birleştiren tek isim de Türk'tür.

    SAMİ olmadığını bildiğimiz Kürtler'i, ayırımcılar hem ARİ ilan etmekte, hem de FARS olmadıklarını söylemektedirler!..(29)

    Milattan 500 yıl öncesine kadar Mezopotamya bölgesinde SAMİ ve TURANİ kavimlerden başkasının olmadığını gördük. M.Ö. 2000'lerde gelen Arilerin, Kafkaslar'dan Anadolu'ya girip Hurriler içinde eridiklerini biliyoruz.

    İran'daki ilk yerleşen ELAMLAR'ın TÜRK kökenli olduğunu belirttik. Bölgede tek ARİ kavim, sonradan ortaya çıkan FARSLAR'dır. Rıza Pehlevi 2500 yıllık İran Farisi İmparatorluğu'nun tacını giymiş, kısa bir süre sonra da ülkesinden kaçmak zorunda kalmıştı. Unuttuğu husus, bu devrenin büyük bir kısmının TÜRK devletlerine ait olduğu idi, ama davranışı İran (Aryan-Ari) tarihinin ancak milattan 500 yıl önceye gidebildiğini itiraf ediyordu.

    Kürtler haklı olarak "Biz FARS değiliz," diyorlar... Biz de o kanaattayız. Belki İran'da bir kaç Fars kökenli aşiret vardır, ama o kadar.

    Ancak bunu derken, ARİ olmadıklarını da kabullendiklerinin farkında değiller!.. Çünkü bölgede FARS'tan başka ARİ kavim yok!..

    Eğer ayırımcılar, "Biz başka daldan ARİ bir kavmiz," derlerse; bu, gerçekçi olmaz.

    Çünkü MEZOPOTAMYA gibi medeniyetin beşiği bir bölgede hem (kendi iddialarına göre) 5000 yıldır var olacaksın; hem de doğru dürüst bir dilin, bir medeniyetin, bir edebiyatın, en önemlisi bir devletin olmayacak... Bu mümkün değildir!..

    "Bizden" dediğin devletlerden de sana yansıyan bir kültür yoksa, o devlet nasıl senin olur ki?..

    Bugün TEORİ, YENİ ÜLKE, ÖZGÜR GÜNDEM, 2000'E DOĞRU, GERÇEK gibi pek çok ayırımcı dergi bir KÜRT EDEBİYAT TARİHİ yaratmak için tefrikalar yayınlıyor... Biliyorlar ki, edebiyatı olmayan bu halka Lenin bile "milletlerin kendi kaderini tayin hakkı"ndan yararlanma imkanı vermedi.

    Bu olay, Kürt ayırımcılar için bir yüzkarası teşkil ettiğinden, kendilerine bir edebiyat yaratma çabasına girdiler.

    Ama bir hususun unutulmaması gerekir. Son 1000 yıldır, 1993 yılı da dahil olmak üzere, Kürt şair ve edebiyatçıları tarafından yazılmış olanlar, bir KEMAL TAHİR KÜLLİYATI'ndan azdır!..

    Aynı şekilde AZİZ NESİN, ÖMER SEYFETTİN, PEYAMİ SAFA KÜLLİYATI tek başlarına tüm KÜRT EDEBİYATI'na bedeldir!..

    Yani Lenin haklı idi!.. Bir Kürt Edebiyatı yoktur!..

    Denilebilir ki, "Kürtler TÜRK boylarından ise, nasıl olmuş ta, dilleri böyle ayrı düşmüş?" ...

    Bu sorunun cevabı açıktır. Bizim Girit ve Kıbrıs'taki soydaşlarımız sadece 100-150 yıl bizden ayrı ve Yunanlar ile birlikte olunca dilleri ne derece bozulmuş, görüyoruz. Dilimizi konuşamıyan Kürt vatandaşlarımız dağlık bölgenin ve İran'a, Irak'a yakın olmanın etkisiyle 1520'den bu yana Anadolu Türkçesi'den uzaklaşmışlardır.

    Ama, bu onların Türk kökenli olmadığını göstermez.

    Kürt asıllı vatandaşlarımızın kullandığı dil, bizden çok Orta Asya Türkçesi'ne yakındır. Vurgusuyla, telaffuzuyla, kelimeleri, takılarıyla mesela Özbek şivesini çok andırır. "Özümüz Türki, dilimiz Farisi" diyen Tacikler'in diline çok benzer.

    Fırsat buldukça kendilerini Avrupa'ya atan ayırımcı Kürtler, bir de Orta Asya'ya uzansalar, kendilerini aravatanlarında hissedecekler, belki de iddialarından vazgeçeceklerdir.

    Öte yandan 1520 yılı önemlidir... Çünkü İran Şiiliğini kontrol altında tutmak istiyen Yavuz Sultan Selim, Ege, Akdeniz ve Orta Anadolu bölgesinden pek çok Türkmen aşiretini getirip Doğu Anadolu'ya yerleştirmiş, ancak bu kişiler Kanuni Sultan Süleyman dönemiyle başlıyan ekonomik bunalım sebebiyle ihmal edilmişler; hem medeniyetten hem de dillerinden uzaklaşmışlardır.

    Yani aslında yüzyıllardır ihmal edilen Kürtler değil; nice ümitler ile o bölgeye yerleştirilen Türklerdir!..

    Bu kişiler ihmal sonucu bugünün Kürtlerini meydana getirmişlerdir.

    Bunu ayırımcılar bile kabul eder.

    Öyleyse yapılacak iş, beyhude yere binbir aşireti, binbir lehçeyi KÜRT adı etrafında toplamaya çalışmak yerine; binlerce yıl olduğu gibi TÜRKLER ile birlikte, ayırım yapmadan yaşamaya devam etmektir.

    Nasıl ki şimdinin Türkleri; Yürük, Osmanlı, Selçuklu kavramlarına dönmeye çalışırlarsa, kaybederler. Hem Asya'daki, hem Avrupa'daki kardeşleri ile bütünleşemezler...

    Aynı şekilde Güneydoğu'daki insanlarımız da geçmişte kalmış olan KÜRT kavramına sarılırlarsa, ilerliyemezler.

    İlerliyenlerin ayakları altında ezilirler!..

    Kürt kelimesini MİLLET ADI olarak ortaya atanlar, artniyetli batılılardır, bunun da tarihi 100 yıl bile değildir!..

    Çünkü KÜRT adı ta Abbasiler zamanından beri GÖÇEBE DAĞLI KABİLELER'e verilmiş ortak lakabdır... Osmanlı Döneminde yaygınlaşmış, tamamen o anlamda kullanılmıştır.

    Firdevsi'nin Kürtler'e nasıl bir tanım yaptığını ilerde vereceğiz. (Bakınız:TAHİR TÜRKKAN'IN TARİH NOTLARI- 3. BÖLÜM: DÜNYA MEDENİYETİNDE TÜRKLERİN PAYI)

    Kürt kelimesi, biraz küçümseme taşıyan bir kelime olduğu için de, halk tarafından asla benimsenmemiştir... Halk kendine "Gurmanç, Zaza, Dersimli" der.

    Kürtlük, göçebeliğe bağlı olduğu için, tıpkı Yürüklük gibi kaybolmaya mahkumdur. Bundan da üzüntü değil, sevinç duymak gerekir.

    Kürtlüğün kaybolacağına delil mi istersiniz?..

    Dağlardan inip tek kelime Türkçe bilmeden İstanbul'a, İzmir'e, Ankara'ya göçüp yerleşenler; daha ikinci nesilde Kürtlükten sıyrılmaktadırlar!..

    Bugün "bütün Kürtlerin oraya taşınması şartıyla" Doğu'da bağımsız bir Kürt Devleti kuracağınızı söyleseniz, hiç biri gitmez!...

    Eğer zorlarsanız, hiç biri Kürt olduğunu kabul etmez!.

    Çünkü onlar artık gerçekten Kürt değildir. O özellik, şehre yerleşmesi ile kaybolmuştur.

    Yerleşik şehir hayatı benimsiyenler için Kürtlük ancak yemeklerde, düğünlerde, türkülerde, yani folklörde yaşayabilir!..

    Yalnız burada üzerinde durulması gereken bir husus var!...

    Büyük şehirlere göçedenler, gecekondularda kendi hemşehrileri ile birlikte, yani Kürtler'in arasında bir klan hayatı yaşamakta; herhangi bir olayda sopayı kapıp grup halinde karşılarına çıkanlara saldırmaktadırlar.

    Artık buna izin verilmeyeceği Malkara, Urla, İzmir, Aydın gibi yerlerde cereyan eden olaylarla ortaya çıkmıştır. (1993) Ayrıca bazı Kürtler'in de yeraltı dünyası ile ilişkiye girmeleri, nakliyecilik, pazarcılık, kapıcılık, özellikle sendikacılık gibi meslek dallarına el atıp; zorbalıkla, haraçla iş görmeleri tepki uyandırmaktadır.

    Hem büyük şehirde olup, "Ben Kürdüm" diye halka kafa tutmak, hem de onlardan iş, ev ve anlayış beklemek mümkün değildir!..

    Bu ülke hepimizindir ama, insanca yaşamak ve ayırım yapmamak kaydıyla!..

    Gecekondudan ve yeraltı dünyasından kurtulan Kürtler, bunun farkında olduklarından; ve "Kürt" kavramı artık büyük şehirlerde bu uygunsuzlukları temsil ettiğinden; Kürtlükten sıyrılmak için büyük çaba içindedirler. Bu olay Güneydoğu'da dahi böyledir. 1992 baharında bir ayaklanmaya girişen ayırımcıları en çok şaşırtan şey, "Başkent" dedikleri Diyarbakır'da hiç bir olay çıkmamasıydı!..(30)

    Gaziantep, Urfa, hatta Hakkari'de bile sokağa dökülen olmadı.

    Esas olaylar, aslında "bir kasaba niteliğine bile ulaşamamış" Şırnak ilinde idi... Şehirleşen kişinin Devlet'le alıp veremediği yoktu.

    İşte bu Nevruz Ayaklanması bile bizi doğrulamaktadır.

    Irak'ta 1992 Kürt seçimlerinde binbir hile ile eşit sonuç çıkartılması; bir tarafın daha çok oy alması halinde, çıkacak çatışmalardan korktukları içindi.

    Seçim yapıldı, sözde bir hükümet kuruldu ama, hiç bir şey değişmedi... Köroğlu bile, dağlarda bu Kürt hükümetinden daha düzenli bir hayat tarzı sağlamıştı!..

    Daha önce de dedik, göçebenin aşiret düzeni olur, devleti olmaz!..

    Patikası olur, yolu olmaz!..

    Eşeği olur; treni, uçağı olmaz!..

    Şeyhi, şıhı olur; okulu, üniversitesi olmaz!..

    Kaçakçısı olur, ihracatcısı olmaz. Saracı olur, sanayicisi olmaz!..

    Eşkiyası olur, ordusu olmaz!...

    Onun içindir ki, Iraklı Kürtler, Amerika'nın, hatta bütün Batı Avrupa'nın desteğine rağmen hâlâ düzenli ordu kuramadılar!... Üstelik sık sık aşiretler birbirinin gırtlağına sarılıyorlar!..

    Çünkü Barzani'nin kürtleri ile Talabani'nin kürtleri birbirinden farklıdır!... Bir araya gelmeleri Türkler ile bir araya gelmelerinden daha zordur! Übtelik Barzani'nin aşiretinin Yahudi kökenli olduğu bilinmektedir. Ayrıca sadece Irak'ta 30 ayrı Kürt aşireti vardır. Barzani ve Talabani'yi A.B.D., Batı Avrupa, İsrail desteklemese, Özal gibi kendini bilmez Türk politikacılar onları adam yerine koymasa adları bile duyulmazdı!..

    Bölücü Kürtlerin kaderi Rumlara benzer. Hayatları boyunca Batılı emperyalistlere uşak olmaya mahkûmdurlar. Yunanistan gibi bir devlet kursalar bile!..

    Bütün bunlardan ders alıp şehirli toplum düzenine ayak uyduran "Kürt" vatandaşlarımızın, bir eziklik duymasına sebep olmadığı gibi; bu kişilerden bizim de korkumuz yoktur!.

    Yeter ki, bir "devlet kurma" iddiasıyla silaha sarılanları desteklemesinler!... Gazi olayları (1996) gibi ayaklanmalara katılmasınlar!.. Yabancı ülkelerin onları daha kolay yutmalarını sağlıyacak bir bölünmeye hizmet etmesinler!.. Gafil politikacılar yüzünden bölgeyi sarmış olan misyonerlere, ayjanlara kanmasınlar!

    Ve bilsinler ki, bizim "Kürt" vatandaşlarımızı öldürenler TÜRK değil, "onları kurtaracağını" öne süren yabancı maşası KÜRT AYIRIMCILAR'dır!..

    Aslında hasmımız müşterektir ve onlardır. Ama ne yaparlarsa yapsınlar, terörle bu ülkenin insanını birbirinden koparamıyacaklardır!..

    BU TERÖR MUTLAKA ÖNLENECEKTİR!..

    Şemdin Sakık'ın, Abdullah Öcalan'ın yakalanması, bunun en büyük göstergesidir!

    Bir defa unutulmamalıdır ki, ister İran'da 2. Dünya Savaşı sırasında kurulmuş olan kukla Mahabat Cumhuriyeti olsum, ister ABD-İran destekli Molla Barzani ayaklanması olsun; yabancı uşaklığı ile "bağımsızlık" sevdası olmıyacağını tarih göstermiştir.

    Bunların her ikisi de arkalarındaki destek çekilince kağıttan kule gibi yıkılıvermişlerdir. Bugün tek süper güç olan A.B.D.'nin Kuzey Irak'ta kurmaya çalıştığı devletin akıbeti de budur!.. Ama yine de kurdurmamak için her türlü çaba gösterilmelidir!.. Çünkü ezeli düşmanımız A.B.D.'nin esas amacı Türkiye'nin doğusunu da bölüp orada büyük kukla bir kürt devleti oluşturmak, buna mukabil Türkiye'yi küçültüp zararsız hale getirmektir.

    Yıllardır Türkiye'nin atılımlarını önlemek için PKK'nın sırtını sıvazlıyan, esrarını alıp kendi halkını zehirliyen, sonra da karşılığında silah veren Batılılar, sıkıyı görünce Öcalan'ı da, onun etrafındakileri de kirli mendil gibi bir kenara atıvermişlerdir.

    Artık hangi aklı kıt inanır ki, kurduğu 200-300 kişilik çeteler ile, 8-10 roketatar, 3-5 havantopu ile; 700.000 mevcutlu F-16'lı, Kobra'lı, bilgisayarlarla donatılmış tankları, topları olan TÜRK ordusunu alt edebilirler?.. Dağdan inenler, bağdakini kovabilir mi?..

    8 yıl İran'la savaşmış, ABD tarafından 2. Dünya Harbi'nde atılandan daha fazla bomba ile yıpratılmış Irak, Batılıların kışkırttığı Kürtler'i işgal ettikleri şehirlerden bir haftada çıkardı, ta sınıra kadar da kovaladı. Üstelik güneyde Şii isyancılarla uğraşırken!..

    TÜRK ordusu elbette ki çok daha iyisini yapmaya muktedirdir.

    Karşısındaki çete de artık bırakın şehir işgal etmeyi, korucu köyü basacak güçte bile değil!..

    Zaten eskiden de nerede savunmasız ev var, karakol var onu basıyor; otobüs, kamyon yolu kesiyordu.

    Yıllardır "ordulaşma"dan, "50.000'lik militan güç"ten söz edenler, hiç bir seferde aynı yere 200 silahlı kişi bile toplıyamadılar!.. Toplıyamazlar da!.

    Bütün saldırılar 20-50, taş çatlasa 150 kişilik gruplar ile yapılabilmekteydi!...

    Buna rağmen bizim sözde yetkililerimiz hep 10.000-15.000'e varan rakamlar vererek milletimizin moralini bozdular... Hiç öyle olsa PKK'lılar 14 yıldır kuş uçmaz, kervan geçmez dağ başlarında dolaşırlar mıydı?

    Hiç bir zaman şöyle muntazam birbirlikle çarpışma cesaretini gösteremediler.

    Şimdi ise kolları, kanatları kırılmış, perişan durumu düşmüşlerdir.

    Kaldı ki, bir tek TÜRK köyü ezkaza elden çıksa, düşmanın eline geçse; bütün ANADOLU TÜRKÜ kadını-erkeği, genci-ihtiyarı nacak, orak, satır, balta ne bulursa kapar, o köyü kurtarmaya koşardı!..

    Başımızdaki beceriksiz politikacıların, cibilliyetsiz aydınların, ve para için vatanını bile satmaya hazır işadamlarının bilmediği işte buydu!..

    Zaman zaman aralarından "Canım, hiç Hakkari'ye gittiğimiz mi var?.. Verelim, gitsin!.. Şu terör de bitsin!" diyenler çıktı!... Tıpkı Kıbrıs'a yaptıkları gibi!:

    Bu kansızların farkında olmadığı husus, böyle vermekle kurtulmanın mümkün olmadığı idi!...

    Biz 300 yıldır hep toprak vermişiz!.. Hiç yakamızı bırakmamışlar!... "Şimdi Kıbrıs'ı ve Güneydoğu'yu istiyorlar" derken... bir de gördük ki, Fener Rum Patriği çıkmış İstanbul'un göbeğinde Vatikan tarzı bir bağımsız Rum Ortodoks devleti istiyor!

    O da yetmedi, İstanbul ile birlikte Trakya ve Marmara bölgesini içine alan bir özerk eyalet isteniyor... Rahmi Koç ta bunun başını çekiyor!..

    O da yetmedi, gene Rum papazlar Trabzon'a baskın verip orada Rum Pontus devleti ilan etmeye kalktılar!.. A, bir de baktık ki, gene başlarında Rum Patrik ile Rahmi Koç var!..

    Sonra Tokat , Amasya taraflarında DHKP-C militanlarının faaliyeti ortaya çıktı. Amaç ülkeyi Ordu'dan Adana'ya inen bir hatla ikiye bölmek!... Yani Türkleri sadece İç Anadolu kalacak1..

    Aslında bu hainlerin hepsini Abdullah Öcalan ile birlikte aynı hücreye koymak, sonra da aynı sehpada sallandırmak gerek!..

    Ama biz esas tehlikeye dikkat çekelim.

    Şimdi Avrupa ve A.B.D. "Size APO'yu verdik.. Artık siz de Kürtler'e bağımsızlık verin, Ermeni soykırımını, Patrik bozuntusunun ekümenliğini tanıyın, sizi Avrupa Birliği'ne alalım," diye karşımıza çıkacak, ve bizi hem diplomatik yoldan, hem de ekonomik yönden sıkıştıracaklardır!..

    KİMSEYE BİR TEK VİRANE KÖY BİLE BAĞIŞLANMAZ! DEĞİL KÖY, ÇAKIL TAŞI BİLE BAĞIŞLANMAZ!.. BAĞIŞLAMAYA KALKANIN LEŞİNİ YERLERDE SÜRÜKLERİZ!

    BU BÖYLE BİLİNE!..

    ____________________

    (2Cool- Hatırlanacağı üzre İRAN Hükümdarı ŞAH İSMAİL öz-be-öz Türk'tü! Türkçe yazardı, HATAYİ mahlasını kullanırdı:


    Hatayi hal çağında
    HAK gönül alçağında
    Bin KABE'den yeğrektir
    Bir gönül al, çağında
    Hatayi işin düşer
    Gelip gidişin düşer
    Dişleme çiğ lokmayı
    Yerine dişin düşer!
    tarzındaki şiirleri hâlâ Anadolu'da gönülleri titretir...

    Zaten İran Perslerden, Sasanilerden sonra; Şah Rıza Pehlevi'nin babası Rıza Şah'a kadar hep TÜRKLER tarafından idare edilmişti.

    (29)- Dr. Kasımlo'nun "İran Kürdistanı Demokrat Partisi Tarihinden Kısa Bir Özet" adlı yazısında Şah Rıza Pehlevi'nin Reşit Yasemi adlı kişiye "Kürtlerin Fars olduğu"na dair kitap yazdırdığını alaylı bir dille belirtmektedir. (Deng Dergisi, Sayı 16, 1991)

    (30)-Kürt ayırımcılardan biri, 1992 Nevruz ayaklanmasının diğer illere yayılmamasına şöyle hayıflanıyor:

    "Şimdi Botan'da (Türkler tarafından) katliam yapılıyor!.."

    "Kuzey Kürdistan'ın diğer illerindeki tepkiler yetersiz!... Diyarbakır, Gaziantep, Elazığ suskun!.." (Newroz Dergisi, sayı 6, 1992, sf. 16)

    Tabii suskun!.. Biz ne dedik?.. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun Çoğu Türktür... Kürt olan da bölünmek, ayrılmak istemez!..

    Yorumlar ( 4 ) :: Yorum Yaz :: Baglantı